Kayıtlar

eşkıya şövalye

    Ensemde sürekli soluğunu duyduğum bıyıklı, ihtiyar bir adam var. Kimi zaman ağzından çıkan kelimelerin sıcaklığını kulağımda hissediyorum; nemli ve rahatsız edici, iğreniyorum. Bazen, teklifsizce bizlerin arasında bir resmiyet olduğunu, kılıcıyla bir kimsenin dilini dahi kopartabileceğinden bahsediyor. Bana biraz blöf gibi geliyor… Eşkıya mısın sen? Vaktinde, elinde şu meşhur kılıçlardan biriyle görmüştüm onu, ağır bir zırh kuşanmıştı. Çok ses çıkartıyordu yürürken, tank tunk. Birkaç gün geçti geçmedi, göğsünün sol yanında tanıdık bir simge fark ettim, Çukur işareti. Belli ki –tank tunk– fark etmediği bir esnada yaramaz kenar mahalle çocukları çizmişti. Sprey boya da öyle kolay kolay çıkmaz. Her geçen gün –tank tunk– daha da pasaklı halde gördüm onu, kimi yerine sümüklü peçeteler sıkıştırılmıştı, hatta hasımı olduğu popçulardan birinin konser duyurusunu sırtından okumuştum (“Ünlü şarkıcının ilk stadyum konseri!”). O ise –tank tunk– yalnızca “buraya afiş asmak yas...

düşünceler

Bu izlediğim gösteri kabak tadı vermeye başladı. Bazı replikler pek ezbere duyuluyor, yaşantıyı hissedemiyorum. Çok tekrara binmeler var. Aynı şeyleri defalarca dinledik, midemi bulandırıyor artık. Kendimi geri planda tutmasam iyi olacak anlaşılan. Birtakım duyumlar var ortalıkta, sisin içine beni çekip boğmaya çalışıyor. Yere uzanan ışığa varıyorum.  Ne kadar canavarlaşmışım haberim yok, sadece kendimi düşünmüşüm, salonu terk etmek istemişim.  Çıkmalı bazı kişiler çıkmalı ben değil onlar bırakmalı evet evet bırakmalı önce etrafı süpürürüm sonra camların tozunu alırım hem bizimkilere de haber veririm yardıma gelirler birlikte yaparsak hemencecik bitiriveririz ha olur da bir yerde inatçı bir leke kalır çıkartamazsak, n’apalım biz çıkarız. Nereye kadar direteceğiz ki! Konuşacağım o kızla, yalın ayak dolaşmasın. Patiklerini giysin, üşümesin, hastalanmasın. Buranın bostancısı benim, kaçın bakalım kör olası canavarlar sizi! Benim gösterime hangi haşerat dadanmaya cüret eder bakayım...

yaşama kabiliyeti

      Bu kırmızı kadar canlıyım bugün! Dün  clown  ve  bouffon  gösterisine gittik. Ben de yaşadığımı hissettim.  Abartılı makyajlar, burunlarında kırmızı toplarla oldukça budala görünen  clown ’lar; benin ben olduğuma, bizim biz olduğumuza ikna etmeye çalışan, birtakım müstehcen jestlere sahip  bouffon ’un da olduğu bir kumpanyanın varyete  show ’unu izlemeye gittik. Balonları şişirip muhtelif ezgiler oluşturmaya çalıştık gösterinin bir yerinde. Ortaya doğaldır ki kulak tırmalayıcı ve işkence için kullanılmaya uygun delice bir vals çıktı. Görece kısa boylu bir  clown  bize bir şef olarak direktifler veriyor;  çoğunlukla , bize sakin olmamızı söyleyen  easy  kelimesi dışında, ağzından pek bir söz çıkmıyordu. Bu çılgınca olayı boşa harcamak istemedim ve Ada’nın elinden tutup dansa kaldırdım, benden dans konusunda daha kabiliyetliydi, birkaç tur sahnenin kenarında dönüp adım attıktan ve söz konusu müziğe eşlik...